Sadrettin Yüksel Hoca’yı yaşı müsait olanlar bilir. Geleneksel fıkhın en yetkin alimlerinden biriydi. Allah Rahmet eylesin.

Hoca’nın tanıdığım bütün çocukları son derece zekiydi. Tanımadığım çocukları da muhtemelen öyledir.

Arkadaşım Müfit Yüksel onlardan biri. Tabii ki tanıyorsunuz. En azından telif ettiği Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin (Yarın Yayıncılık,) İslamsız Kürdistan Hayali ve Ortadoğu (Etkileşim Yayınları) gibi kitaplardan. Bir süre Yeni Şafak’ta da yazdı. Alim bir adam. Umduğunuz ve ummadığınız birçok şeyi bilir.

Arnavutluk’a gitmiştim. Belki 20 yıl önce. Baktım, Arnavutlar Arnavut kelimesini bilmiyor. Sağa sola baktım, bir şey bulamadım. “Bunu bilse bilse Müfit bilir” dedim ve aradım.

Yunanlılar’ın dağlık kesimde yaşayan hayvancılıkla uğraşan kuzeyli komşularına ‘Arvanit’ dediklerini, Arnavut kelimesinin Arvanit’ten dönüşmüş olabileceğini söyledi.

Amaan, bu da bir şey mi diyebilirsiniz. Deyin istediğiniz kadar.

Tanıyanlar bilir, Müfit Yüksel’de çok daha fazlası var.

Geçen hafta, müşterek dostumuz Mevlâna İdris’in rahatsız olduğunu duymuş. Durumu öğrenmek için beni aradı.

“Nekahat dönemini ağır geçiriyor, bazı sıkıntıları var, inşallah şifa bulur” diye özetledim.

Gerçekten de ümitliydim. Müfit’e de ümitvar konuştum.

(Konuştuğumuz gibi olmadı. Gitti Mevlanacığımız. Çok eksildik. Canımız acıdı.)

Sonra, “Sen ne yapıyorsun” diye sordum Müfit’e.

Kendi ‘blog’unda yazıyormuş.

Arap yarımadasında birçok mevkide, daha çok da kervanların konakladığı yerlerde İslam öncesine ve sonrasına tarihlenen kaya yazılarını okuyormuş.

Yine Müfit Yüksel’den aldığım bilgiye göre o dönem kaya yazılarının bildiğimiz kitabi yazıdan farklı olması sebebiyle okunması hayli zor.

Arabistan’da bu kaya yazılarını okuyabilenlerin sayısı 10-12 kişi.

Müfit Yüksel, yazılarla ilgili raporunda “Türkiye’de Müsned yazısı da dahil olmak üzere kaya yazılarını okuyabilen şahsım dışında iki veya üç kişi bulunmaktadır” diyor.

Yüksel, tespit ettiği uzmanların isimlerini de vermiş.

Müsned dediği yazı bildiğimiz Arabi harflerle yazılmış yazılara hiç benzemiyor. Harfler bitişmiyor. Soldan sağa, sağdan sola, yukarıdan aşağıya veya aşağıdan yukarıya yazılabiliyor.

Müfit Yüksel’in daha 20’li yaşlardayken Kiril alfabesini okuyabildiğini biliyorum. Demek özel bir kabiliyeti var.

Tamam, bin beş yüz yıl önce bir Arap, kayalara kazı yazmış. Ne var bunda?

Diyemeyiz.

Bizden on beş asır önce o çöl yollarından geçen insanlar, püskürtme boyayla değil, uğraşarak, kayalara hakkederek bir yazı yazmış.

Bunun bile bir kıymeti var. İsterse yazarının ismi cismi bilinmesin.

Ya biliniyorsa?

Mesela, Hz. Ebubekir yazmışsa? Hz. Ömer yazmışsa?

Veya Hz. Hüseyin, İmam Cafer es-Sadık yazmışsa?

Heyecan verici değil mi?

İslam’ın doğuşundan sonra -Kur’an-ı Kerim hariç- en eski döneme tarihlenen ve bugün ulaşılabilir olan yazılı eserler Peygamberimiz’in irtihalinden 120-130 yıl sonraya ait. İbn İshak’ın Siyer’i.

Hadis mecmuaları, tefsir kitapları daha geç dönemlerde telif edilmiş.

Yani ilk dönemlerle ilgili yazılı belge hemen hemen hiç yok.

Hicretin ilk yıllarına ait kaya yazıları bu açıdan bakıldığında aydınlatıcı bir fonksiyon icra ediyor.

Benim böyle bir uğraşından haberim yoktu.

Müfit Yüksel’den öğrenince heyecanlandım.

Dün geceyi Müfit’in blogundaki o yazılarla geçirdim.

Konuya devam etmek istiyorum.

Bugün için küçük bir kaya resmiyle konuyu kapatıyorum.

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan ‘Fil’ vakasının kayalara resmedilmiş hali. Uzmanlar Arap yarımadasında fil olmadığı için bu kayadaki fil resminin Ebrehe’nin fillerine ait olduğunu düşünüyor. Necran bölgesinde bulunmuş.

Etiketler:

, , ,