Denizlerin dibi insanların keşfetmekten en uzak olduğu gezegen! İnsanların ürettiği son moda teknolojik keşif araçları bile okyanusun derinliklerindeki yüksek basınçlı noktalara ilerlemekten çok uzak.

İnsanlar keşfedemedikleri yerlere efsaneler atfetmekte oldukça başarılı bir tür. Deniz de bu yerlerin başında geliyor. Uzay az çok görünür bir bütünken deniz tamamıyla belirsizlikten ibaret. Oltayı suya attığınızda denizin dibinden neyin çıkacağını bilemezsiniz…

Hal böyle olunca efsaneler birbirini izliyor, yapılan her yeni keşifse okyanuslara dair karmaşayı çözümlemek yerine giderek derinleştiriyor. Halihazırda bir Bermuda, bir Mobydick efsanesi belirsizliğini korurken Pasifik’te dolaşan 52 hertz balinası da son dönemde oldukça popülerleşti.

Efsaneleri besleyen gerçek canavar ise hepsinden çok daha tehlikeli, saldırgan ve yok edici… En korkuncu da bu antik canavarın halen okyanusun derinliklerinde dolaşabiliyor olma ihtimali… Onun adı Megalodon!

EFSANEVİ CANAVAR

Bilimsel veriler, uzunluğu 21-22 metrelere ulaşan Megalodon’un (bilimsel adıyla Otodus Megalodon) türünün 3 milyon yıldan daha uzun bir süre önce yok olduğunu gösteriyor.

Öte yandan 22 metrelik bu yırtıcının halen okyanuslarda dolaştığına dair kuvvetli anlatılar da mevcut. Okyanusların büyük bir kısmının hala keşfedilmemiş olması, içinden ne çıkacağını da bilmiyor oluşumuz bu anlatıları besleyen başlıca temel dayanak…

Hiç kuşkusuz, okyanusların en derin noktaları ne insanların ne de denizin yüzeyine yaklaşabilen varlıkların temas edebilmesinin pek de mümkün olmadığı yerler. Tıpkı yeryüzü gibi dağlar, ovalar, platolar, çukurlar ve mağaralar barındıran deniz altında nelerin yaşadığını bilmekten çok ama çok uzağız.

Efsanelerde, romanlarda ve 3D filmlerde konu olan devasa -ya da mikro! – canavarların bu bilinmez yerlerde saklanıyor olması oldukça kuvvetli bir ihtimal.

Megalodon da aşağılarda(!) dolaştığı iddia edilen ve yaşaması kuvvetle muhtemel görülen bu canlılar arasında ilk sıralarda geliyor…

AŞAĞILARDAYSA KÜÇÜLMÜŞ OLABİLİR

Okyanusun aşağıları çok daha küçük ebatta canavarlar, yaratıklar için uygun. Tıpkı mağaralarda olduğu gibi buralardan devasa yaratıkların çıkması ihtimal dışı, neredeyse imkânsız.

Megalodon eğer günün birinde yüzeydeki şartlar nedeniyle oralardan uzaklaşıp aşağılara inmek zorunda kaldıysa karşısına iki seçenek çıkacak: Yok olmak ya uyum sağlamak.

Megalodon’un yaşadığına dair anlatıların kuvvetli olduğunu varsayacak olursak ikinci seçeneğe daha yakın olmamız gerekir. O zaman da bu yaratığın artık öyle uzun, 22 metrelere ulaşan dev değil de ufak bir yaratık, metreler hatta santimetrelerle (belki de daha ufak?) ifade edilebileceğini söylememiz gerekir.

HALA BOYUTUNU VE GÜCÜNÜ KORUYOR OLABİLİR

Denizin altından çıkarılan fosil köpekbalığı dişleri, Megalodon hakkında önemli tahminler elde etmemize neden oluyor. 1835 yılında İsveçli doğabilimci Louis Agassiz, antik zamanlardan beri dünya çapında keşfedilen üçgen biçimindeki ince girintili dişlerin, büyük beyaz köpekbalığının “megadişli” bir akrabasına ait olduğunu kaydetti.

Panama, Japonya, Avustralya ve Birleşik Devletler’in güneydoğusu başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde bu devasa yaratıklara dair yapılan keşifler giderek çoğaldı.

Fakat bir keşif vardı ki bu yaratığın hala denizin dibinde bir yerlerde, hem de eski gücünden ve büyüklüğünden bir şey kaybetmediği yönünde güçlü bulguları önümüze sunuyordu.

İŞTE O KEŞİF

1875 yılında Londra Kraliyet Derneği için bir sefer yürüten HMS Challenger korveti, Tahiti yakınlarında 4,3 kilometre derinlikten 10 cm uzunluğunda bir diş çıkarmıştı.

Koca Ayak gibi “gizli hayvanları” araştırmayı hobi edinen hayvanbilimci Wladimir Tschernezki tarafından yapılan incelemede, 1959 yılında yapılan bir tahmin, bu numunelerin yalnızca 11.300 yıllık olduğu yönünde olmuştu.

Bilim insanları bu tarihlemeyi o zamandan beri reddetse de, ilkesiz belgeselciler ve meraklı amatörler o araştırmayı Meg’in halen var olabileceğine işaret eden bir kanıt biçiminde görüyor.

Popular Science’ta yer alan bilgilere göre, Otodus megalodon, onlarca yıldır devasa bir büyük beyaz köpekbalığı şeklinde tasvir edilmişti. Fakat köpekbalıklarının aile ağacında bulunduğu yere dönük yürütülen yeni analizler sayesinde, yırtıcı bilimciler artık Megalodon’un Jaws filmindekinden çok farklı olduğunu biliyor.

“DÜNYA ÇAPINA DAĞILMIŞ DURUMDA”

Yine PopCi’de yer alan yazıya göre, Meg cılız ve miskin bir hayvan olsaydı bile muhtemelen kanıtlarına ulaşmış olurduk. “Haklarında bilgi sahibi olduğumuz okyanus devleri dünya çapına dağılmış durumda” diyor McClain.

Derin deniz şeklinde adlandırdığımız bölgelerin çok daha yukarı kısımlarında yaşayan dev kalamar gibi canlıları nadiren gözetlesek de bu hayvanlar etrafa dağıttıkları leşlerle (ve talihsiz canlılardan aldıkları ısırıklarla) kendi varlıklarına dair işaretler bırakıyor.

Böyle bir artık varsa bile, henüz onu belirlemiş değiliz.

EFSANELERİ DİNDİRMEK MÜMKÜN DEĞİL

Fakat bu gerçekler, Meg’in süregelen efsanesini (ve yaz filmlerini) sona erdiremiyor.

“Bir derin deniz kâşifi ve bilinen okyanus devlerini çok uzun zamandır araştıran bilim insanı olarak ben, aslında henüz keşfedilmemiş bilinmeyen bir canlı olmasını ve o keşfi yapmayı çok isterim” diyor McClain.

Gizemli doğası (ki hakkında bildiklerimiz büyük oranda dişler üzerinde yürütülen çalışmalardan geliyor), Meg’in bu nihai kaybolma işini kotardığını ve belki de herhangi bir anda yeniden ortaya çıkabileceğini hayal etmeyi cazip hale getiriyor.

Buradaki kilit nokta, bilim insanlarının bakmaya karar verdikleri yer. Taşılbilimciler megalodonun modern denizlerimizde yüzmediğinden neredeyse emin olsa da, fosil kaydının derinliklerinde tür hakkında daha fazla detay bulmaları hâlâ mümkün. Üstelik megalodonun devam eden sırları, en beklenmedik yerlerde yüzeye çıkabilir.

Etiketler:

, , , ,